
Bazı hikâyeler büyük olaylarla başlamaz. Ne uzun planlar vardır ortada ne de önceden verilmiş sözler. Bazen sadece bir fincan kahve, küçük bir gülümseme ve içten söylenmiş bir merhaba yeterlidir. Kahve falıyla sohbet de işte böyle anlardan birinde başlayabilir.
O akşam hava biraz serindi. Günün bütün yorgunluğu üstümdeydi. Eve geldiğimde kendime bir Türk kahvesi yaptım. Kahvenin kokusu mutfağa yayılırken nedense içimde konuşma isteği vardı. Bir arkadaşıma mesaj attım.
“Kahvemi yaptım, hadi falıma bak.”
Cevap çok geçmeden geldi.
“Gönder bakalım, bugün ne çıkacak merak ettim.”
Fincanın fotoğrafını gönderdim. Aslında falda ne çıkacağını çok da önemsemiyordum. Sadece biraz sohbet etmek, günün ağırlığını üzerimden atmak istiyordum.
Ama o gece kahve falı, hiç beklemediğim bir sohbetin başlangıcı oldu.

Arkadaşım fincana uzun uzun baktı.
Burada bir yol var, dedi.
Gülümsedim.
Her falda yol çıkıyor zaten.
Bu farklı ama, diye cevap verdi. Sanki bir yere gitmekten çok birine doğru gidiyorsun.
Bu kez sustum.
Bazen insanın karşısındaki kişi, hiç fark etmediği bir şeyi tek cümleyle söyler. Ben de son zamanlarda hayatımda eksik olan şeyin ne olduğunu düşünmeye başladım.
Belki yeni bir insan.
Belki de sadece beni gerçekten dinleyecek biri.
Sohbetimiz falın dışına çıktı. Çocukluk anılarından bahsettik, sevdiğimiz şarkıları konuştuk. Sonra geçmişte yaşadığımız bazı kırgınlıklardan söz ettik.
Kahve çoktan soğumuştu ama sohbet hâlâ sıcaktı.
İnsan bazen birine içini anlatmak için bahane arıyor. “Nasılsın?” demek yerine “Falında ne çıktı?” diye soruyor.
Belki de daha kolay geliyor.
Çünkü falın arkasına saklanınca insan kendini daha rahat hissediyor. Önce fincandaki şekiller konuşuluyor, sonra konu yavaş yavaş kalbe geliyor.
“Sen hiç gerçekten mutlu olduğun bir aşk yaşadın mı?”
Bu soru bir anda sohbetin bütün havasını değiştirmişti.
Sonra geçmişten bahsettim. Yaşadığım güzel günleri, kırıldığım zamanları, bir daha kimseye güvenemem dediğim dönemleri anlattım.
Karşımdaki kişi beni yargılamadan dinledi.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey tavsiye değildir.
Sadece dinlenmektir.
O geceden sonra kahve falı bizim küçük sohbet bahanemiz oldu.
Ne zaman kahve yapsak birbirimize fotoğraf gönderiyorduk.
“Bugün falında ne var?”
“Bakalım bu sefer kim çıkacak?”
Böyle başlayan konuşmalar zamanla uzamaya başladı. Önce birkaç dakika konuşuyorduk. Sonra yarım saat, ardından saatler…
Bir gece saatimize baktığımızda sabahın yaklaştığını fark ettik.
İkimiz de şaşırdık.
“Biz ne zamandır konuşuyoruz?”
“Sanırım kahveyi bahane edip bütün geceyi sohbet ederek geçirdik.”
İkimiz de güldük.
Belki de güzel bir sohbetin ölçüsü buydu. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemek.
Bir akşam yine kahvemizi içtik. Bu kez fincanı kapattım ve biraz bekledikten sonra açtım.
Fincanın içinde gerçekten kalbe benzeyen bir şekil vardı.
Fotoğrafını gönderdim.
Cevap hemen geldi.
“Bak, sana demiştim. Bu kalp boşuna çıkmıyor.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Belki de kalbin artık yeni bir hikâyeye hazırdır.”
Telefonun ekranına uzun süre baktım.
İnsan bazen bazı cümleleri unutmaz. Çünkü o cümle tam da ihtiyaç duyduğu anda söylenmiştir.
O gece kahve falından çok hayat hakkında konuştuk.
Sevmenin ne olduğunu, yeniden güvenmenin mümkün olup olmadığını ve insanın ikinci bir şansı hak edip etmediğini…
Sonra anladım ki falın bize söyleyeceği hiçbir şey yoktu aslında.
Cevaplar zaten sohbetin içindeydi.
Hayatımıza giren herkes büyük bir iz bırakmaz. Bazıları gelir ve gider. Bazıları ise fark ettirmeden hayatımızın bir parçası olur.
Bazen bir mesajla başlar.
Bazen bir kahveyle.
Bazen de bir kahve falıyla…
İlk başta sadece eğlence gibi görünen bir sohbet, zamanla insanın en güzel alışkanlığına dönüşebilir.
Her akşam aynı saatte kahve yapmak, günün nasıl geçtiğini anlatmak ve karşılıklı gülmek…
Bunların hiçbirisi büyük şeyler gibi görünmez.
Ama insanın kalbine dokunan şeyler çoğu zaman zaten küçüktür.
Aradan zaman geçti.
Artık kahve falına eskisi kadar önem vermiyorduk. Fincanda yol var mı, kalp var mı, kuş çıkmış mı diye bakmıyorduk.
Ama kahve içmeye devam ediyorduk.
Çünkü artık fal bahaneydi.
Asıl önemli olan birbirimize ayırdığımız zamandı.
Bir fincan kahvenin yanında anlatılan küçük bir anı, paylaşılan bir gülümseme ve bazen sessizce dinlemek bile yeterliydi.
Sonra bir gün kendi kendime düşündüm.
Belki de kahve falının en güzel tarafı geleceği söylemesi değildi.
Belki insanları aynı masanın etrafında buluşturmasıydı.
Belki bir fincan kahve, iki insanın birbirini gerçekten tanımasına vesile oluyordu.
Ve belki de bazı güzel hikâyeler tam olarak böyle başlıyordu.
Bir kahveyle…
Bir fal ile…
Ve hiç bitmesini istemediğin sıcak bir sohbetle.
Çünkü bazen fincanda görünen şekillerden daha güzel olan bir şey vardır.
Bir insanın seni gerçekten dinlemesi.
Kahve falıyla sohbet de belki tam olarak budur.
Bir fincan kahve bahanedir.
Güzel bir muhabbet ise kalpte kalan asıl hikâyedir.
İlk yorum yazan siz olun.